» TÜRK OCAKLARI VE AÇILIM-YA BOZKURT YA BAYKUŞ

TÜRK OCAKLARI VE AÇILIM-YA BOZKURT YA BAYKUŞ - Şükrü Alnıaçık

Paylas
TÜRK OCAKLARI VE AÇILIM-YA BOZKURT YA BAYKUŞ
02 Nisan 2012, Pazartesi 09:36:11
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İletişim çağına gireli yıllar oldu. Bu çağın en önemli gerçeklerinden biri, görsel iletişim ögelerinin, hızla basılı malzemelerin yerini alıyor olması. Bu durumda fotoğraflar ve videolar, toplumun tanzim edilmesinde kalın felsefi kitaplardan çok daha etkili olabiliyor. Hedefi iyi belirlenmiş bir fotoğraf, kütüphaneler dolusu kitaptan veya sandıklar dolusu filmden daha fazla “okunuyor.”

 

Yukarıdaki fotoğraf da bunlardan biri. Kürsünün kurulduğu yer son derecede anlamlı. İçişleri Bakanı Beşir Atalay, şehit kanıyla yazılmış bir tabelanın altında Habur rezaletine imza atmadan önce kalemine mürekkep dolduruyor. Topluma verilmek istenen mesaj şu:

 

“100 yıllık, en inatçı(!) milliyetçi kuruluş bile açılıma destek veriyor, kimse yerinden kıpırdamasın PKK’lılara af çıkaracağız.  Bir bildiğimiz olmasa bu “kurt başı,” karşımızda eğilmezdi!..” Atalay, açılımın fitilini kendince en anlamlı noktadan ateşliyor. 22 Ağustos’taki bu fotoğraftan iki ay bile geçmeden “PKK merasim mangası” Habur’dan ellini kolunu sallayarak giriş yapıyor.

 

İçinde bulunduğumuz 2012 yılı, Türk Ocaklarının kuruluşunun 100. kuruluş yılını ifade eden önemli bir yıl. 2012, aynı zamanda 2023’ün de biricik öncülü. Yani sadece bir derneğin doğum yılını kutlamıyoruz. 1912 yılı, Türklüğün, iktidara doğru abanma saati değil, aynı zamanda “Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kalp atışları”nın duyulduğu yıldır. Biyolojik bir ifadeyle 1912 yılı, Osmanlı Devleti’nin, milli tefekkür tohumlarıyla döllendiği andır. Türklük, kendi kanıyla suladığı sınır boylarında, bu tohumları yeşertmiş; Misak-ı Milli baharı, Milli Kurtuluş Savaşıyla  Cumhuriyet yazına dönüşmüştür. Bu yaz sıcağının cehaletin buzlarını ne kadar eritebildiği ise ayrı bir araştırma konusudur.

 

1912’de kurulan Türk Ocaklarının Türk tarihine en büyük katkısı, satmamak ve satılmamak üzerine geliştirilmiş “Türkçü” karakteriydi. Milliyetçi bir Müslüman iseniz haram bir hazine akçanızın olmaması gerekiyordu. Bu karakterin gelişimi, imparatorluk bütünlüğünün, önce gayrimüslimler, sonra da Araplar tarafından “satılmasının” dolaylı bir sonucuydu.  Yaralı bir geyiğin ayaklarına yapışmış av köpekleri gibi bütün azınlıklar, alacaklarını sırasıyla almış; sonunda ihanet sırası “Ümmi tevhid”in dışına savrulan Müslüman Araplara gelmişti. Onlar da “ihanet mevsimi”ne uyunca Türklerin, milli tefekkür hamleleri yapmaları kaçınılmaz olmuştu.

 

Türk Ocağı bu şartlarda ortaya çıktı. 1800’lerin sonunda Hüseyinzade Ali Turani’nin ve onun yolundan giden Avrupalı Türklerin doğu Avrupa’dan taşıdığı devrimci fikirler, genç İttihatçılar tarafından konjonktür teknesinde; hakikat mayasıyla yoğrulunca Fransuvaz Jön-Türk idealizmi, yeni bir boyut kazandı. Arkasında Fransız “burjuva devrimciliği” bulunan uluslaşma ideali, Bolşevizmden gelen “dayanışmacı halkçılık”la senteze girerek, Türk demokratikleşmesinin fikir nüvesini oluşturdu. Milli devlete, Cumhuriyete giden yol böyle açıldı.

 

Bu sentezi, teori kitaplarıyla formatlanmış olan sanayi toplumlarında hazır bir paket olarak bulmanız mümkün değildi. Ziya Gökalp’in Durkheim’den aldığı “sosyolojizm”i, milli heyecanlarla renklendirerek bir Ülkücülüğe tahvil etmesi, enkazın içinden yeni bir devletin doğmasına da neden oldu. Bu yüzden Türkçülüğü, sadece Türklük sevgisinin tavan yaptığı bir gençilk aşkı gibi algılamak, “Türk Politikası”nın fikir temelini sorgularken yapılacak en büyük hatadır.

 

İntelijensiyal bir disiplinden yoksun olarak mahalle kültürüyle düşündüğünüz vakit, “Türkçülüğe” aşırı vurgu yapan ideolojik heyecanları, daha genç bir tavır, umreli, zekatlı, tespihli, takkeli cemaat muhabbetlerini ise daha olgun ve muteber haller olarak görmeniz mümkündür. Ancak, bu müthiş bir egoizm ve milli bir tembelliğin tezahürüdür. Eğer yaşlanmaya matuf ahlaki olgunluk, insanın davranışlarına yön veren biricik değer yargısı olsaydı; ibadet, insana akıl baliğ olduğunda yani ilk gençlik çağında farz kılınmazdı. Aklı başında her insan, kendi mensubu olduğu kavmin sorunlarına kafa yormak ve afaki hedeflerden arınarak milletinin dertleriyle ilgilenmek zorundadır. Milliyetçiliğin, İslam’la da çelişmeyen basit mantığı budur.

 

Türk Ocakları 100. Yılını doldururken, Türkiye’nin siyasi iç dinamiklerini etkileyen bir yaş probleminden bahsediyorum. Pek çok iş kolunda ununu eleyip, eleğini asmış, emekli görünümlü insanlar yönetici olarak görev yapıyorlar. Orduda da durum böyle. Hatta bu yüzden dünya edebiyatına “genç subaylar rahatsız!” deyimini armağan etmiş, 62 yaşında komuta edilen bir TSK’dan bahsediyorum.

 

Belli bir yaştan sonra insanda eğer Ülkücülük de yoksa, bir kariyer kaygısı kalmaz, bir atılım iradesi, değişim heyecanı bulunmaz. Dünya gailesiyle vedalaşmak üzeredir. Tefekkür hormonları artık eskisi çalışmaz. İlham gelse adamı yerinde bulamaz. Elde ne varsa onunla idare edip, tekkeyi bekler ve çorbayı içmeye devam eder. Hatta bir süre sonra çorba, bu yaşlılar için özel olarak imal edilir. Yağsız, tuzsuz, hastane yemeği gibi kalorisiz... Spora değil, ameliyat öncesi maslahata ayarlı... Söz konusu Türk Ocakları olunca, Türkçülük, yaşlı ve hasta bir ideoloji halini alır.

 

Sadede gelelim, Türk Milliyetçiliği, genç ve dinamik bir ideolojidir. Hiç kimsenin Millyetçi bir kuruluşu, bir Emekli kahvesine dönüştürmeye hakkı yoktur. Türk Ocaklarının 80’lerin başındaki kadrolarına bakarsak, iyi niyetle kurulduğuna, başarılı çalışmalar yaptığına ve varlığıyla bile içimizi rahatlattığına bir itirazımız olamaz. Ancak bir süratli bir “gençleşme” kaçınılmazdır.

 

Türkiye Cumhuriyetini, Çanakkale’de, Sakarya’da Kafasya’da Yemen’de toprağa düştükçe milli tefekkür çiçeklerini kanlarıyla sulayan Türk Ocaklılar kurmuştur. Bir Türk Ocağı Genel Başkanı, karşısındaki kim olursa olsun yukarıdaki pozu veremez, vermemelidir.

 

Türk Ocakları yönetimi, bugün ne yazık ki “satmayan ve satılmayan,” cumhuriyetin değerlerine sadık bir yönetim anlayışından uzak görünmektedir. Şuurlu bir yönetici, yukarıdaki fotoğrafın, Kürt açılımının görsel efektlerinden biri olduğunu fark edecek ferasete sahip olmalıydı. Sel gitmiş kum kalmış ve Habur ihanet çamurunun izi ne yazık ki Türk Ocaklarına da bulaşmıştır.

 

Tarih 22 Ağustos 2009: İçişleri Bakanı Beşir Atalay Türk Ocaklarında..

 

Bayram değil, seyran değil, ne işi var? Filmin sonuna göre konuşalım.. Başarısız bir açılım girişiminin, öncülüğüne soyunmuş. Bize göre Türklüğe, “Habur hançeri” olarak saplanacak PKK otobüslerinin rölanti ayarını yapıyor. “100 yıllık keskin STK, Türk Ocakları bile açılıma onay veriyor, gerisine halt etmek düşer” demeye çalışıyor.

 

Bu fotoğraf, “açılımcı hükümet”in Türk ocaklarını finanse ederken, devlet desteğiyle veya baskısıyla satın alırken Türkleri, Türklük için tefekkür edemez, etkinlik yapamaz hale getirme projesinin en masum karelerinden sadece birisidir. Toplum mühendisliği açısından medya destekli bir tek fotoğrafın etkisi, Türk Ocaklarının 12 Eylül 1980’den beri yaptığı bütün çalışmaların fevkindedir. Neden mi? Cevabı aşağıda...

 

Tarih : 19 Ekim 2009: PKK'lılar Habur Sınır Kapısı'nda “teslim oluyor!”

 

Hatırlanacağı üzere hükümet, askerden oğlu gelen anaların, etli ekmek pişirmesi gibi sınır kapılarırına nöbetçi beraat mahkemeleri götürüyor. PKK’lılara devletçe “cici” yapıyoruz.

BDP’ye, “halkın PKK’yı desteklediği ve onu kurtarıcı olarak gördüğü” haksız iddiasını haklı gösterme fırsatı veriliyor. Yapılan bütün iş bu ve Türk Ocakları bu lanetli kumara “yancı” yapılıyor. Belli ki siyasetin altyapısı, Milliyetçi bir hassasiyetle hazırlanmamış. Şehitlere, gazilere, millete azap veren bir kumar oynanıyor. Daha per tutmasını bilmeyen masa kafalı bürokratlar, her oyunda en az beş taş çalarak; devamlı okeye dolanan terörist karşısında milli moral sermayesini ortaya sürerek rest çekiyor

ve tabii ki kaybediyor. Ne bürokrat bu oyunu biliyor ne de sokak savaşına yabancı Ocaklılar biliyor. Bilse de zaten yaştan dolayı unutmuş görünüyor.

 

100. Yılını kutlayan Türk Ocaklarının bu gidişle 200. Yılını kutlayamayacağını öngören Prof. İskender Öksüz hocama katılıyorum. Hatta en az Türk anneleri kadar karamsarım. Türk anaları, yavrularının geleceği ile ilgili kaygı duymakta ve Milliyetçilerden Türk varlığını ve birliğini korumaları yönünde  daha “mertçe” tavırlar beklemektedirler.

 

Ziya Gökalp’in Türkçülüğün esaslarını 48 yaşında yazdığını, Atatürk’ün cumhuriyeti, 42 yaşında kurduğunu ve 57 yaşında öldüğünü hatırlayalım. “Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaşlar” konusuna girmek bile istemiyorum. Bir emekli kahvesi görünümündeki Türk Ocakları Genel Merkezi’nin “efkar dağıtılan bir huzur evi”ne dönüşmemesi için her Türk Milliyetçisinin elini taşın altına koyması gerekiyor. Devir, “sosyal faaliyet kolu” havasında hükümetten nemalanma devri değil, Sivil Toplum Kuruluşları vasıtasıyla toplumu inşa ve siyaseti tanzim devridir.

 

CIA, NED (National Endowment For Democracy) adlı yan kuruluşuyla mesela TESEV’i nemalandırarak Türkiye siyasetini tanzim ediyor. Türkiye’nin “uyanık” siyasetçileri de Türk Ocakları’na “açılım ayarı” veriyor.

 

Başında bulunduğunuz Ocak, cenaze namazı bile kılınamamış,  kefensiz yatan şehitlerin ocağıdır. Açılım cinayetini, Türkçülüğe Soros desenli resmi takkeler giydirerek önleyemezsiniz. Kıldığınız hiç bir cemaatli namaz, temsili iddiasında olduğunuz milletin açılım intiharına kefaret etmeyecektir.

 

Türk Ocakları Genel Merkezi, fikren ve bedenen hızla “gençleşmek” ve yumruğunu sıkmak zorundadır. Aksi takdirde “kurt başı”nın yerine bir “baykuş” tasviri koymak daha anlamlı olacaktır.

OKUYUCU YORUMLARI

UYARI:Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.(Yorum Yapanın Taahütü)Yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Ad Soyad
E-Posta
Yorum
Foto GaleriTÜMÜ
Video Galeri
Video GaleriTÜMÜ

ÇOK OKUNANLAR

SON EKLENENLER

ŞANS OYUNLARI


Yukleniyor
İçerik Yükleniyor...

Gazeteler:

Hava Durumu


Yukleniyor
İçerik Yükleniyor...

NAMAZ VAKİTLERİ :

Bekleyiniz
İçerik Yükleniyor...

SON YORUMLAR

BURCLAR


Yukleniyor
İçerik Yükleniyor...

FaceBook

E-Posta Listesine Katıl

E-Posta Adresi:

Copyright ©2010 - Tüm hakları saklıdır.
PHP Haber Sitesi Türkiye Tasarım
Haber Kritik- Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz Ve kaynak gösterilmeden Alıntı Yapılamaz. Yayınlanan Tüm Haber Ve Açıklamalar İlk Kaynaktan Ulaştırılan Açıklamalardır. Sitemiz Bu Açıklamalara Ekleme Veya Müdahelede Bulunmadan Yayınlar. Yorum,Makale, Sizden Gelenler Bölümündeki Yazılardan Yazanlar Sorumludur. Harici Bilgiler Ayrı Bir Sayfada Açılır. Haber Kritik Bu Linkler Ve İçeriklerinden Sorumlu Değildir.Her Türlü Haber Ve İletişim İçin haberkritik@gmail.com Adresini kullanabilirsiniz. Sitemizden Daha İyi Yararlanabilmek için Gizlilik İlekeleri Ve Yayın Prensiplerimzi Okuyunuz. Ekonomik Veriler Bilgilendirme Amaclidir.Kullanimindan Dogacak Sorunlardan Sitemiz Sorumlu Degildir.En İyi İnt Exp 8+ 1024x768 Görüntülenir