» AKP Demokratsa Hakan Fidan İçin Gösterdiği Çabayı Tutuklu Vekiller İçinde Göstersin

AKP Demokratsa Hakan Fidan İçin Gösterdiği Çabayı Tutuklu Vekiller İçinde Göstersin

MHP Ankara Milletvekili Prof. Dr. Özcan YENİÇERİ Sporda Şiddet ve Tutuklu Milletvekilleri Konusunda açıklama yaptı
Paylas
AKP Demokratsa Hakan Fidan İçin Gösterdiği Çabayı Tutuklu Vekiller İçinde Göstersin
Sizden Gelenler - 16 Mayıs 2012, Çarşamba 19:23:07
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Bu haftanın en önemli gelişmesi bilindiği Galatasaray’ın Şampiyon olmasıydı. Galatasaray’ın şampiyonluğunu kutluyorum. Haftalarca süren mücadeleyi inat, ısrar ve disiplin içinde sürdürerek ipi göğüslediler.

Maç sırasından ve sonrasında çıkan olayların da spor ruhuna, sporcu centilmenliğine, spor ahlak ve olgusuna uygun bulmadığımı özellikle belirtmek istiyorum!

Sportif rekabet amacını aşınca şiddete ya da tapınmaya dönüşür. Çağdaş insanın en önemli sorunu da bu “amaç ile araç” arasındaki dengeyi kuramamasıdır.

Her yerde büyük derbiler öncesi ve sonrasında şiddet olayları görülmektedir. Ancak İstanbul’da derbi sonrası yaşananlar tehlike çanlarını çalacak boyutta ve büyüklükte gerçekleşmiştir. Bunun nedenleri üzerinde durulmalıdır.

 Sporun büyük bir insanlık kitlesi tarafından algılanış biçimi bunun tipik bir örneğini teşkil eder.

Bir Latin deyimidir ve çoğu spor yapılan yerlerde bu söz biraz değiştirilerek asılıdır:  Aslı “mens sana in corpore sano” biçimindedir. Yani “sağlam vücutta sağlam akıl” anlamına gelir. Bu tip yaklaşım tarzına göre; insan yalnız beyniyle düşünmez. Bireyin düşüncelerinde sinirlerinin, midesinin, karaciğerinin, bağırsaklarının, her organının etkisi vardır. Öfkeli adamın gözleri ile gerçek arasına ihtirasın perdesi iner; midesi bozuk adamın mantığı da bozuktur; korku nasıl safra ifrazını çoğaltıyorsa karaciğerin fena işlemesi de iradeyi gevşetir, zekâyı hırpalar, hareket ve düşünce hamlesini kırar. Yalnız beynimizle değil, topuğumuzla, diz kapağımızla, yüreğimizle, akciğerimizle, nefes borularımızla da düşünüyoruz. Beyin vücut makinesinin bir parçasıdır. Bu makine fena işlerse beyin nasıl çalışabilir?

Bir takım kültür adamlarının kişisel ve duygusal değerleri zekâyla kıyasladıklarında hor görmeleri bu bakımdan doğru da değildir. Aklın kültürü ifadesinin etkisinin ısrarla sürdüğünü gösteren entelektüel kültür ise bedeni hiç dikkate almamaktaydı. Oysaki beden eğitimi, gerçek bir kültürün ayrılamaz bir parçasıdır.

Sporun kitleleşmesine paralel olarak kültürünün kitleleşememesi sonucu önemli bir tehdit gündeme gelmiştir: Yabancılaşma.

Aslında birçok spor müsabakasında gördüğümüz vandalist hareketler ve şiddet gösterilerinin çoğu spor dışı nedenlerden kaynaklanmaktadır.

 Bromberger; bireysel sporlar, halk arasında kavgaya nadiren neden olduğunu, buna karşılık, temas ve takım sporları, seyirciler arasındaki meydan okumaların çok sık olmasına yol açtığını yazmaktadır. Birey kitle içerisinde yarışmaları izlemeye başladığı anda kendinden uzaklaşmaktadır. Bir anda yapılan iş rekabet değil savaşa, yarışma değil ayine dönüşebilir. Bu ayinde iyilerle kötüler, biz ve onlar arasındaki sonu meçhul karşılaşma üzerinde temellenip bize hayat ve ölümden söz eder.

Özellikle olimpiyat oyunları çerçevesinde bir aşırılığın hüküm sürdüğü inkâr edilemez bir gerçektir. Spor bir “kült”, bir kültür biçiminin karakteristiği olma yolundadır. Politik ve ticari kaygılar rekabeti etkilemekte “stat tanrıları” medyaların da katkısıyla, modern çağın idollerine dönüşmektedir.

Spor ruhun bedenle iletişimini sağlayan en önemli araç olmasına karşın, kitle içinde mecrasından çıkabilmektedir. Amacıyla ilgili olmayan bir sanayii haline gelmekte ve kitlelerin tanrılarına sundukları ibadet biçimine dönüşmektedir.

Centilmenlik, efendilik, estetik ve dayanıklılık üzerine kurulu bir olguyu şiddete çeviren anlayışı doğru bulmadığımızın altını çiziyoruz.

Amacı dışına çıkan her şey, mecraını aşan her eylem topluma zarar vermektedir. Ateş sobanın dışına çıkınca, su yatağının dışına taşınca, taraftar haddinin aşınca felakete neden olur. Spor da öyledir.

Spora aşırı anlamlar yüklenmesi, maçların bir hesaplaşma sürecine ya da intikam aracına dönüşmesi son derece tehlikelidir.

Şiddetin ve yıkıcılığın mazereti olmaz önce bunu belirtelim. Bu denli dehşet, polisle çatışma ve akıl dışı tahrip konunun diğer boyutlarını da dikkate almak gerektiğinin altını çizmek gerekiyor.

Yakan/yıkan, kıran/döken şuursuz taraftarlar da bunu haksızlığa uğradığı psikolojisi içinde yapmışlardır.

Spordaki şiddet, holigan dehşeti ile rekabetin çatışmaya dönüşmesine her ülkede ve yerde rastlamak mümkündür. Ancak İstanbul’da meydana gelen son olaylar bir başka özelliği daha vardır. O da sporda şiddet yasası, şike iddiaları, tutuklamalar ve yargılamaların gölgesi altında olayların meydana gelmiş olmasıdır.

Kaybedeceği bir şeyi kalmamış insanların yapamayacakları kötülük yoktur! Yakıp yıkan taraftar da böyle bir duygu meydana getirmemek gerekir.

Sorun yalnız sporla da ilgili değildir. Şiddet iletişim çağındaki iletişimsizliğin belası olarak her yanı sarmıştır. Kadına şiddet, öğretmene şiddet, sağlık personeline yönelik şiddet gibi bir şiddet sarmalıyla Türk toplumu karşı karşıyadır.

Türkiye’de yaşanan son gelişmeler bu şiddet sarmalının giderek artmasına neden olmaktadır. İnsanlar her alanda haksızlığa uğradıkları algısı içinde şiddete başvurmaktadır. Kötü işleyen yargı, geciken adalet, Federasyonların ya da kurumların adalet algısını zedeleyen kararları mağdurluk psikolojisi üretmektedir.

Şiddet bağlamında alt yapı hazırsa, psikoloji müsaitse ve şartlar uygunsa şiddet de kaçınılmaz hale geliyor.

Konuyla ilgili bütün tarafları şiddete karşı çıkan ucuz beyanatlar vermekten öteye geçmelerini ve kitleleri şiddete başvurmaya iten yolları kapatmaya davet ediyorum.

Bunun için de taraftarlarda haksızlığa uğradıklarına, mağdur edildiklerine yönelik duyguyu yok etmek için caba göstermeye çağırıyorum.

Yalnız sporda değil tutuklu milletvekilleri konusunda da AKP’nin olumsuz tavrı sürüyor.

Başbakan Erdoğan, Tutuklu milletvekilleri konusunu kan davasına dönüştürmüştür. Başbakan’ın dünkü açıklamasından sonra tutuklu milletvekilleri mahkemenin değil de Erdoğan’ın tutukluları haline dönüşmüş bulunmaktadır.

Tutuklu milletvekilleri dün itibarıyla Başbakan Erdoğan’ın rehinesi haline getirilmiş bulunmaktadır.

Bilindiği gibi tutuklu milletvekilleriyle ilgili olarak Başbakan Erdoğan, “sorun AKP’nin değil” demişti. Doğru, sorun AKP’nin olsaydı, tutuklu milletvekili zaten olmazdı.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de “Milletvekillerinin tutuklu olması üzücü bir şeydir. Ama nihayet bizim mahkemeye söyleyebileceğimiz bir şeyimiz yok. Ama ben çok arzu ederdim ki, Meclis’te olsunlar. Yeni Anayasa için ise olumlu siyasi iklim yaratmalıyız”.

Kaldı ki Başbakan, “sır küpüm” dediği bürokrat Hakan Fidan’ı, savcının soruşturmasından üç gün içinde almıştı. Cumhurbaşkanı da dört buçuk saat içinde Hakan Fidan için çıkarılan yasayı onaylamıştı.

 

Atanmışlar için bu denli aceleci ve tavizsiz davrananların, seçilmişler için “elimizden bir şey gelmez” demesi hiç de inandırıcı değildir.

TBMM Başkanı Cemil Çiçek, tutuklu 8 milletvekilinin durumu için “tribünlere oynamayın çözelim” demişti.

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ ise “Vekillerin tutuklanması diye bir şey değil, tutukluların vekil seçilmesi gibi bir durum vardır” diyor. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik de “Milletvekilliğini hapishaneden adam çıkarma aracı haline” getirdiniz diye muhalefeti suçluyor.

Başbakan yükselen talepler karşısında  ''Bu tutuklu milletvekilleri hangi siyasi partilere aitse önce o siyasi partilerin bir defa görüşleri nedir, hangi gündemle ortaya çıkacaklar? Bunu görmek lazım” diyor.

Üç siyasi parti bu konuda görüşlerini bildiriyor. Buna karşın AKP, üç siyasi partinin ‘Ceza Muhakemesi Kanunun 100. Maddesinde değişiklik öngördüklerini, bu tarz değişikliğin farklı ve olumsuz sonuçları olabileceğini’ ileri sürerek, konuyu sürüncemede bırakıyor. Mahkeme karar versin diyor.

Başbakan bu açıklamasıyla görülmekte olan bir davaya da müdahale etmiş oluyor. Adeta tutuklu milletvekilleri içeride kalsın mesajını göndermiş oluyor.

Zira mahkeme karar versin demek bir diğer anlamıyla tutuklu milletvekilleri içeride kalsın demektir.

Yaşananlar AKP’nin demokrasiden ve milli iradeden nasibini almadığını gösteren somut kanıtlardır. Adaleti, hakkı, demokrasiyi ve özgürlükleri yalnızca kendi taraftarları için bir zihniyetle Türkiye karşı karşıyadır.

Tutuklu vekillerden eğer bir tanesi AKP’li olsaydı emin olunuz ki bugün tutuklu vekil sorunu olmazdı.

Halbuki tutuklu Vekiller partilerin değil demokrasinin daha doğrusu Türkiye’nin sorunudur.

Recep Tayip Erdoğan ise fiilen AKP’nin, resmen de herkesin daha doğrusu Türkiye’nin başbakanı olduğunu kanıtlamıştır.

AKP kendisini ilgilendiren konularda şahsa özel yasalar çıkartıyor. Söz gelimi Hakan Fidan’a özgü üç gün içinde kanun çıkartmıştır. Ucu AKP’ye dokunan Deniz Feneri davasında yapay gerekçeler yaratarak yargıçların görevden alınmasından çekinmemiştir.

Cumhurbaşkanının görev süresiyle ilgili olarak, Anayasaya rağmen yasayla mevcut Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e özgü değişiklik yapılmıştır.

Sorun tutuklu milletvekilleri olunca “değişikliğin farklı ve olumsuz sonuçlarından bahsederek konu kapatılıyor.

Kayıtlara girmesi için söylüyorum. Sorun çok basit bir biçimde çözülebilir.

İçeride tutuklu olan bir ya da iki milletvekili değil sekiz milletvekili vardır. Bu çok istisnai bir durumdur. İstisnai ve olağanüstü durumun olağan üstü çözümlerinin olması da doğaldır. Bu nedenle AKP eğer demokratsa, milli iradeye saygısı varsa bıraksın maddelerin arkasına sığınmayı da atanmış Hakan Fidan için gösterdiği cabaya seçilmiş sekiz milletvekili için de göstersin.

Bir defaya mahsus olarak geçici bir yasal düzenleme yapılarak içeride tutuklu bulunan vekiller içeriden çıkartılabilir!

Bunu yapmazlar çünkü AKP tek kişilik bir partidir. O tek kişinin de tutuklu sekiz milletvekiliyle sorunu vardır. Kimisi Sayın Başbakan geldiğinde ayağa kalkmamıştır. Kimisi de Sayın Başbakanın önünde diz çökmemiştir!

Sorun budur, gerisi de senaryoya uygun bir hikâyenin üretilmesinden ibaret bir süreçtir.

AKP istiyor diye milletvekilleri içeride tutulamayacaktır. Haklı olmanın da bir zamanı vardır. O zaman gelecektir. Demokrasi er ya da geç zindanları ve zulmü yenecektir!

OKUYUCU YORUMLARI

UYARI:Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.(Yorum Yapanın Taahütü)Yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Ad Soyad
E-Posta
Yorum
Foto GaleriTÜMÜ
Video Galeri
Video GaleriTÜMÜ

ÇOK OKUNANLAR

ŞANS OYUNLARI


Yukleniyor
İçerik Yükleniyor...

Gazeteler:

Hava Durumu


Yukleniyor
İçerik Yükleniyor...

NAMAZ VAKİTLERİ :

Bekleyiniz
İçerik Yükleniyor...

SON YORUMLAR

BURCLAR


Yukleniyor
İçerik Yükleniyor...

FaceBook

E-Posta Listesine Katıl

E-Posta Adresi:

Copyright ©2010 - Tüm hakları saklıdır.
PHP Haber Sitesi Türkiye Tasarım
Haber Kritik- Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz Ve kaynak gösterilmeden Alıntı Yapılamaz. Yayınlanan Tüm Haber Ve Açıklamalar İlk Kaynaktan Ulaştırılan Açıklamalardır. Sitemiz Bu Açıklamalara Ekleme Veya Müdahelede Bulunmadan Yayınlar. Yorum,Makale, Sizden Gelenler Bölümündeki Yazılardan Yazanlar Sorumludur. Harici Bilgiler Ayrı Bir Sayfada Açılır. Haber Kritik Bu Linkler Ve İçeriklerinden Sorumlu Değildir.Her Türlü Haber Ve İletişim İçin haberkritik@gmail.com Adresini kullanabilirsiniz. Sitemizden Daha İyi Yararlanabilmek için Gizlilik İlekeleri Ve Yayın Prensiplerimzi Okuyunuz. Ekonomik Veriler Bilgilendirme Amaclidir.Kullanimindan Dogacak Sorunlardan Sitemiz Sorumlu Degildir.En İyi İnt Exp 8+ 1024x768 Görüntülenir